Rites of Distance: Race Stories

RUNFIRE SALT LAKE ULTRA TRAIL 100 MİL YARIŞ RAPORU

2022’de Tuz Gölü’nde ilk kez 100 mil koştuğum günden beri buraya geri dönüp bu mesafeyi tekrar tekrar koşacağımı çok iyi biliyordum. Doğrusu, parkurdan ayrı kaldığım bu 3 yılda, çoğu gece rüyamda en azından 40 km’den oluşan bir turu koştuğum rüyalar görürdüm: Tuz adeta beni çağırıyordu. Doktora sebebiyle 2023’te yarışa katılamadım, bir yandan da iki yarış arasında en az bir sene bırakmak benim için daha uygun olur diye düşünüyordum. Kendi dışımda gelişen sebepler olmasa kendime verdiğim sözleri bozup kendimi start noktasında bulabileceğimi çok iyi biliyordum, bu dürtüye karşı irade göstermek benim disiplinimin en hassas yanı olabilir. 2024 yılında da yarış gerçekleşmedi. 2024 Eylül ayında yeni taşındığım odamda bir rüya gördüm, Tuz Gölü’ne 100 mil koşmaya gidiyordum ancak yeri değişmişti, çok uzun ve saçma yollardan geçiyorum bir türlü starta varamıyorum, yarış başlamadan önce 16 km koşmuş bulunuyorum. Start alanına geldiğimde kış mevsimiymiş ve benim mevsime uygun kıyafetim yok, dropbagim de karlı tuzlar altında kalmış, saat 6 olmasına rağmen mevsimden dolayı güneş batmış ve çok yalnızım. Ama ben “yine de koşarım,” diyorum tüm bu aksiliklere karşı: Bunların yarış boyunca adeta mottom, mantram olan sözler olacağını bilemezdim. Bu rüyadan bir süre sonra 2025 yarışı sosyal medyada duyuruldu- hem de yeni parkuruyla, tuzun çağrısına daha fazla kayıtsız kalamazdım ve kayıt oldum! Geçtiğimiz senelerde Tuz Gölünün Şereflikoçhisar bölgesinde yapılan yarış bu sene Eskil tarafında gerçekleşecekti.

Antrenman sürecim doktoranın ilk zamanlarına kıyasla daha rahat geçti, artık birden fazla odaklanma isteyen işi yürütecek disiplin ve düzeni hayatıma kazandırmıştım. Bu sene, geçmiş senelere ek olarak yogaya çok odaklandığım bir yıl oldu. Yoğun bir eğitmenlik eğitimi aldım, hatta bir haftalık inzivası yarıştan tam 2 hafta önceydi. Bir hafta boyunca tüm gün uzun süreler yoga yapmak beni yarıştan önce biraz zorladı. Aslında “fasyal yoga” denilen konfor alanında kaldığımız bir yoga stili yapıyorum ama bedenimde harekete geçirdiği yerler koşudan çok farklıydı, ve bazı günler uzun yoga derslerinden sonra yatağa gidecek halim bile kalmadan yere uzanıp şunu dediğimi hatırlıyorum: Tuz Gölü’ne gitsem de biraz kafamı dinlesem! Tüm bu yoğunluğa rağmen bu eğitimde öğrendiğim basit ama etkili hareketler antrenman ve yarış öncesi/sonrasında hep benimle oldu, hatta yarış boyunca bana eşlik eden yoğun bel ağrımı rahatlattı. Bu hareketleri içeren bir videoyu da YouTube kanalına ekleyeceğim. Bu hazırlık sürecinde koştuğum tüm yarışların raporu blogumda mevcut, bunların yanı sıra dağlarda uzun zamanlar geçirdim bulabildiğim tüm fırsatta. Sıcak antrenmanlarımı Portekiz’de yapmak zorunda kaldım, 100%’lere varan nem oranlarında o sıcakta antrenman yapmak beni aşırı zorladı, o konuda bu sene biraz eksik kaldım.

Yarış günü sabah erkenden Ankara’dan Aksaray’a otobüsle gittim, yarıştan önceki son hafta yolculukla geçmişti ancak son birkaç gün kardeşimde dinlenmiştim. Otogardan bir servis biz koşucuları karşılayıp etkinlik alanına getirdi. Bu sırada Selçuk ve Lal ile tanıştım, çadırlarımızı yan yana kurduk. O kısa sürede güzel bir dostluk kurduk, o kadar planlama yapmama ve aylar öncesinden çantamı hazırlamama rağmen zorunlu malzemelerden ayna ve çakmağı unutmuştum. Aynayı Lal’den ve çakmağı Fıratali’den aldım. 2022’den beri Türkiye’de yarış koşmamıştım, arkadaşlarımı görmek bana iyi geldi. Bu enerjiyi özlemiştim. Hava sıcaktı ama çadırın gölgeliğinde biraz dinlenme fırsatı buldum yarış öncesi. Zorunlu malzeme kontrollerinden sonra yarış kitimi aldım. Dropbag’i bıraktım. Geçen yarışta dropbag’e çok fazla gereksiz şey koymuştum, bu sefer biraz daha akıllıca hazırladım, özellikle eşyaları küçük şeffaf plastik çantalarda organize etmem iyi oldu. Yedek giysiler, gece için rüzgarlık, yedek yiyecek, bol güneş kremi ve ilk yardım malzemeleri, powerbankler vardı çantamda. Yedek ayakkabı bu sefer almadım.

  • Start Öncesi
Yarış Kurgusu – 4 tur döndüğümüz parkur

Son yarım saat hızla geçti: Kısa bir ısınma, teknik toplantı, uzun süredir görmediğim arkadaşlarla selamlaşma ve motivasyon tazeleme ile. Bu hissi daha önceden bilmek bir yandan huzur ve konfor verirken bir yandan da “bu sefer nasıl olacak?” düşüncesi son dakikalarda heyecanımı katlıyordu. Start her zamanki gibi çok coşkuluydu. İlk 10 km, yavaşça batan güneşin eşiliğiyle kalabalıklar içinde koştuk. Parkurda uzun sürecek gece yalnızlığı öncesi çok iyi geldi. Bu yarışta yine geçenki gibi gece koşabildiğim kadar çok km bitirmeye odaklandım, bir nevi gündüzün sıcağının beni yavaşlatacağına dair bir ön kabul ile. 2002’de sabit ve yavaş bir pace’i yarış boyu koruma hedefi ile başladığım yarışta son dakika bu şekilde bir hedef güncellemesine gitmiştim. Sabit bir pace’i korumak hala bu yarış için bir hedefim, daha çok hazırlanmam lazım bunun için.

İlk Günbatımı

İlk dropbag noktası, 40. km

İlk tur genel olarak güzel geçti. Yalnızca 20. km itibariyle başlayan sırt ve bel ağrım beni biraz engelliyordu. Koşmama engel değildi, muhtemelen çok ağır çantaları uzun süre taşıyıp yeterince dinlenememekten kaynaklanan bir ağrıydı. Ara ara koşudan aldığım zevki biraz azaltsa da dinlenerek devam ediyordum. CP’lerde bolca beslendim: muz, haşlanmış patates, ekmek, tuzlu limon, soda, tuz tableti. Bu yarışta jel tüketmedim. Yanıma da CP’ler dışında yiyecek almadım. CP’den çıkarken biraz kuru ekmek ya da çubuk kraker alıyordum ceplerime. Gece ilerledikçe CP’de çorba ve kahve içtim, 80. km’ye doğru yola çıkmadan hemen önce bir mercimek çorbası. Hava soğuyordu. Fıratali ile CP’de karşılaştık, ben 2. dropobage doğru yol alırken Fıratali hipotermiye girmiş ve yarışı bırakmıştı. Onu battaniyeye sarılı etkinlik alanına taşınırken görmek kolay olmadı. Hava gerçekten soğumuştu, bu sıralar yavaşlamak bir seçenek olmuyor gerçekten. 2. kez dropbag noktasına geldiğimde güneş doğuyordu, burada biraz daha uzun kaldım ve şortumu değiştirdim. Rüzgarlığımı bıraktım. Bir süre uzanarak dinlendim. Dropbage uğradığım 3 noktada da uzanarak dinlendim, ve her seferinde bunun süresini arttırdım. İlkinde 5 dk, ikincide 10 ve üçüncüde 15. Gündüz olduğunda özellikle güneş yakmaya başladığında CP noktalarında kısa bile olsa kampete uzandım. Son 20 km kala ise gerçekten uzun bir uyku sonrası devam ettim, yaklaşık 25 dakika. Ancak bu uyku olmasaydı devam etmekte çok zorlanırdım.

3. Turda ilerlerken, güneş yükseliyor,

Gündüz saat 1-2’ye kadar sıcaklık tahammül edilebilir seviyelerdeydi benim için, ama sonrası gerçekten psikolojik bir savaş gibiydi. Öyle ki bir noktada sırt ağrımı unutturdu. Tek iyi yanı buydu. Yine de çok yavaşlamıştım. Stratejimi dinlenebildiğim kadar dinlenip devam etme olarak güncelledim. Dinlenme sürelerimin uzunluğu normalde beni strese sokuyordu, ama bu sefer buna ihtiyaç duydum ve bedenimi dinledim. Hiç esmiyordu, ve 40-80 km’ler de yarışı tamamladıkça parkur iyice boşalmıştı. Gündüzü çekilir kılan şeylerden biri onların enerjisi ve desteği oluyor.

Son tura başladığımda yeterince dinlenmiş hissetmiyordum. 10 km sonraki CP’de biraz dinlendim, güneşin etkisini daha da yitirmesini beklemeyi tercih ettim. Birinci üçgeni koştum, bu üçgenin sonlarına yaklaşmıştım ki ilk halüsinasyonum bana merhaba dedi. Üçgenin öteki ucundan bir koşucu, hatta bizzat Erdem (o kadar uzaktan nasıl bu kadar emin olabiliyorsam!) CP’ye yaklaşıp uzaklaşıyordu. Ben de el salladım, yalnızlık o kadar yormuştu ki birlikte dönebilme umudu iyi geldi. CP’ye vardığımda son 20 km’ye çıkmadan 25 dakika uyudum, uyandığımda güneş batıyor ve yeşil üçgenin işaretlerini toplayan araş bize yaklaşıyordu. Çok garip hissettim, parkurda son kalan bendim, diğer arkadaş yarışı bırakmıştı (ben onun Erdem olduğunu sanıyordum, ancak sonradan öğrendim ki Erdem yarışı 40. km de bırakmış). Parkurda dönüp durduğumuz ve varlığıyla garip bir konfor alanı hissi veren hayali üçgenlerden biri artık yoktu ve mavi üçgen beni bekliyordu. Gün batımı manzarasına karşı koşmaya başladım, dinlenmek iyi gelmişti. Artık bitirmeliydim. Karanlık yaklaşık 4-5 km sonra tamamen çöktü. Yarışta ikinci geceye kalmaya dair korkularım vardı. Yalnızca bu yarış özelinde de değil. Vücudun dengesi daha da hassaslaşıyor. Ancak uyumuş olmam benim için çok iyi oldu. Yine de karanlık çöktükten sonra halüsinasyonlar da gelmeye başladı. Bu üçgenin son 4 km’sini önce tek tük ağaçlar sonra gür ve sık ormanlar içinde koştum. Öyle garip bir his ki, bir yandan da büyüleyiciydi. Son turu orman maratonu olarak sürdürme şansı elde ettim yorgun zihnim sayesinde! Şaka bir yana, zihnimin kontrolünü elimde tutmak için gereken enerji kesinlikle koşmaktan daha fazla oldu: Her adımda kendime hatırlattım, “burası Tuz Gölü, burda ağaç yok,” ve sürekli dikkatimi dağıtmaya çalışan ordan burdan beliren ışıkları görmezden gelip kafa lambamı en hafif şekliyle yakıp sadece önümdeki işarete odaklanmaya çalıştım. Son kez CP’ye geldiğim anı unutamıyorum, daha önce 11 kez geldiğim şu an 12. kez geri döndüğüm CP gözüme çok farklı gelmişti. Çok kısaca kalıp suyumu doldurup yola çıktım. CP ve işaretler toplanıyordu, bu sırada Finish noktasına gidip gelen araçlardan arkadaşlar korna basıp yalnız olmadığımı hissettiriyorlardı. Bu çok iyi geldi. Son 5 km’ye girdiğimde saatimin sarjı bitip tam kapanmışken karşımda büyük bir kırmızı ışık belirdi. Hemen kendime hatırlattım: Bu gerçek değil, işaretlere odaklan. Ama ışık daha da yaklaştı ve şöyle dedi: “Beste Gün Aslan mısınız? Ben Alpaslan Tekin.”. Hiç beklemiyordum. Son 3 saattir CP’den çıkıp Finishe gelmediğim görünüyormuş sistemde ve Alpaslan beni karşılamaya gelmiş. O desteği asla unutamam. Son 5 km’de harika bir yoldaşlık oldu, tüm acımı unuttum! Sayesinde finish videom oldu, YouTube videomun sonuna da ekledim, gecenin o saatinde beni karşılayanların enerjisi bana asla unutamayacağım anlar yaşattı. Sonuçta yarışı 29 saat 10 dakikada tamamladım. Geçen seferki koşunun aksine bitirdiğimde öyle açtım ki hemen bir şeyler yiyip duş alıp uyudum. Yarışı bitirir bitirmez yemek yemeye başladım ve sonraki hafta çoğunlukla dinlendim ve beslendim. Toparlanma hızlı oldu. Çadırıma döndüğümde de halüsinasyonlar bir süre daha devam etti, sonra kendini huzurlu bir uykuya bıraktı. Bu sefer cildimi iyi koruyabilmiştim, yanıklar oluşmadı. Güneş kremini sürekli yenilemiştim. Daha çok zihinsel sınırları aştığım bir yarış oldu. Biliyorum ki bu bir veda değil, geri döneceğim. O zamana kadar rüyalarda en az bir tur üçgenleri dönmeye devam!

Emeği geçen herkese, bu sıradışı ve büyülü parkurda koşmamızı sağlayan Uzunetap ekibine, destekleri için gönüllülere, ve bu güzel fotoğraflar için goshotsproductions’a çok teşekkür ederim!

SON YARIŞ RAPORLARI

HAMBURG YARIMARATONU 2025

Oslo’daki ultramaratondan bir hafta sonra Yannick ile Hamburg’daki yarı maratona katıldık. Bu yarış bizim için çok önemliydi manevi olarak. Bu sefer sakince gittiğimiz çok güzel bir yarış deneyimi oldu. Hayatımda hiç bu kadar akışta olmamıştım, birbirimizle uyumumuz mükemmeldi. Ve bu da bize sonucundan çok tatmin olduğum bir performans getirdi. Yannick içinse neredeyse sadece benimle koşu…

NORDMARKA SKOGSMARATON ULTRA 2025

21 Haziran 2025’te koştuğum en hızlı ultramaratonum Oslo’daki Nordmarka adlı ormanda gerçekleşen ultramaratondan bahsedeceğim. Bir maraton, bir yarı maratonun toplamının Oslo şehir merkezine yakın ve insanların haftasonu için tercih ettiği harika bir ormanlık alanda koşulmasından oluşan bu ultramaratondan çok bir beklentim yoktu açıkçası. Bir gün önce gece uçaktan indim, Oslo’nun en uzun günleriydi, önce asla…

OH MEU DEUS ULTRA TRAIL SERRA DA ESTRELA: VAZGEÇİLMEZ BİR TUTKU

6 Haziran 2025, sabah 4’te Seia’ya yola çıktım. Bu yol geçen seneden fazlasıyla tanıdıktı, iki sene olmasına rağmen bu yarışa katılalı adeta bir rutin haline gelmişti. Tüm bedenim beni buraya çağırıyordu. Belki de zaten zorlu olan Portekiz’in bu zirvesinde koştuğum geçen seneki yarışı daha da zorlaştıran korkunç yağmur ve geçirdiğim hipotermi sonucu yarışın sonlarına doğru…